26 Eylül 2020 Cumartesi

Kemoterapi rehberi

Kemoterapi, 1940’lı yıllardan beri kanser tedavisinde kullanılmakta olan bir yöntem olup, yeni ilaçların bulunmasıyla 1970’li yıllardan itibaren günümüze kadar büyük gelişme göstermiştir.

 

Kemoterapi, vücudun neresinde olurlarsa olsunlar, kanser hücrelerini direkt olarak yok etmeyi ya da çoğalmalarını engellemeyi amaçlar ve yapılan tetkiklerde henüz saptanamayan kanser hücreleri üzerine de etki eder.

 

Adından da anlaşılabileceği gibi, kemoterapi, ilaç olarak kullanılan kimyasal maddelerden oluşur. Bu kimyasal maddelerden bir kısmı bitkisel kökenli olabildiği gibi, bir kısmı da laboratuarlarda sentez yoluyla elde edilmişlerdir. Kemoterapi ilaçları genellikle hastanın bir toplardamarına sokulan ve ‘’kateter’’ adı verilen küçük bir borucuk yoluyla verilir.

 

Bazı kanser türleri kemoterapiye diğer kanser türlerinden daha fazla duyarlıdır. Bir kanser türü kemoterapiye ne kadar duyarlı ise tedavinin başarı şansı da o kadar yüksektir. Kemoterapiye duyarlılık, tümör tipine bağlı olduğu gibi, tümörün bulunduğu yere de bağlıdır.

 

Günümüzde 50 civarında kemoterapi ilacı bulunmaktadır. Bu ilaçların tamamının bazı yan etkileri de bulunmaktadır.

 

Hastaya verilecek kemoterapi ilaçları nasıl seçilir ?

İlaçlar, tedavinin hangi organa ya da vücudun neresine yönelik olduğuna bağlı olarak onkologlar tarafından belirlenir. Her kemoterapi ilacı her kansere etkili değildir. Metastazları (kanserin başka bir organa sıçraması) tedavi etmek için ise kanserin ilk olarak görüldüğü organa uygulanan ilaçlar kullanılır. Örneğin bir meme kanserinin karaciğer metastazları var ise bu metastazların tedavisinde de meme kanserinin tedavisine yönelik kemoterapi ilaçları kullanılır. Etkiyi arttırmak için sıklıkla farklı kemoterapi ilaçları birlikte kullanılır. Bu tedaviler onkologların belirlediği protokollere bağlı olarak sürdürülür.

 

Kemoterapiye başlayacak olan hasta, diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol gibi nedenler ya da başka kronik hastalıklar nedeniyle ilaç kullanıyorsa, bunları mutlaka doktoruna söylemelidir.

 

Tedavi gören hastanın tedavi süresince herhangi bir aşı olmaması da önerilir.

 

Kemoterapinin uygulanması

Onkolog, kemoterapi için uygulanacak protokolü belirledikten sonra, hastanın genel durumunun tedavi için uygun olduğundan emin olmak amacıyla gerekli kan tahlilleri yapılır. Eğer kan tahlillerinin sonucu tedaviye izin veriyorsa kemoterapiye başlanır.

 

Tedavinin programı daha önce belirlenmiştir. Bu programa göre ilaçlar bir ya da birkaç güne yayılarak verilir. Her kemoterapi kürü arasında mutlaka tedaviye ara verilen dinlenme periyodları vardır. Uygulanan protokole bağlı olmak üzere, her kür arasında 1 - 4 hafta dinlenme periyodu olabilir. Bu dinlenme periyodları, ilaçların ortaya çıkan yan etkilerini vücudun tamir etmesini beklemeye yöneliktir.

 

Kemoterapinin etkisinin takip edilmesi

Kemoterapi, etkili olup olmadığının anlaşılması, hastanın tedaviye nasıl tepki verdiğinin görülmesi ve yan etkilerin kontrol altında tutulması açısından yakından takip gerektirir. Bu takibin sonuçlarına göre tedavi protokolünde değişiklikler yapılabilir. Periyodik olarak yapılan kan tahlilleri hastanın tedaviyi nasıl tolere ettiği konusunda onkoloğu aydınlatır.

 

Eğer kemoterapi metastazları hedef alıyorsa radyografi, ultrason, tomografi ya da MR gibi radyolojik yöntemlerle şetastatik tümör ya da tümörlerin tedaviye nasıl cevap verdiği belirlenir. Kemoterapi kürleri sona erdikten sonra onkolog, hastaya bir takip programı belirler.

 

Tedavi sona erdikten birkaç hafta sonra tedavi sırasında görülen yan etkiler normale döner.

 

Kemoterapinin yan etkileri

Kemoterapi ilaçları yalnızca kanser hücrelerine değil bazıl normal hücrelere de hücum eder. Her kemoterapi ilacının belirli bir toksisitesi de olduğu için tedavi sırasında bulantı, kusma, ağız içinde inflamasyon, aft, ishal ya da kabızlık, geçici saç dökülmesi, yorgunluk, kan değerlerinin bozulması gibi yan etkileri vardır.

 

Kemoterapi ilaçları ister ağızdan isterse damar yoluyla verilsin, yan etkileri mevcuttur. Yan etkilerin şiddeti bir kemoterapi küründen diğerine değişiklik gösterebilir. Ancak bir kemoterapi ilacının belirgin bir yan etki göstermemesi, kanser hücrelerine karşı etkili olmadığı anlamına gelmez. Yan etkilerin bir kısmı çeşitli ilaçlar kullanılarak önlenebilir. Son yıllarda kemoterapi gören hastaların konforu için önemli gelişmeler sağlanmıştır.

 

Bulantı ve kusma: Hastaların en çok çekindiği yan etkidir. Geçmiş yıllarda kemoterapi kürünü takip eden birkaç günde bulantı ve kusma çok yaygın olarak görülmekteydi. Günümüzde yeni bulantı önleyici (antiemetik) ilaçlar sayesinde daha sayrek ve daha az şiddette görülmektedir. Her kemoterapi ilacı bulantı ve kusmaya neden olmamakta, ayrıca her hasta da aynı ilaca aynı tepkiyi vermemektedir. Bulantı ve kusma, kemoterapi yan etkisi olarak kadınlarda ve gençlerde daha sık görülmektedir.

 

Bulantı, genellikle ilacın damardan verildiği günün akşamı ya da ertesi gün başlamaktadır. Ancak, ilaç verilmesinden birkaç dakika sonra ya da birkaç gün sonra da görülebilir. Bulantı ender olarak 72 saatten fazla sürer. Bu süre içindeki mide bulantısı da her zaman kusma ile sonuçlanmaz.

 

Bazı kişilerde kemoterapi öncesinde de bulantı ya da kusma görülebilir. Bu, genellikle anksiyeteye bağlı olmakla birlikte, daha önceki kemoterapi küründen anımsananlara da bağlıdır.

 

Bazı hastalar kemoterapi kürü boyunca ağız içinde kötü bir tat hissetmekte ve bazı kokulara karşı daha duyarlı hale gelmektedir. Bu durum da bulantıya sebep olabilmektedir. Bunun için bazı çözümler mevcuttur:

Naneli şeker ağızdaki kötü tadı baskılamaya yardımcı olabilir,

Kemoterapi kürü öncesi bazı rahatlama egzersizleri (relaksasyon egzersizleri) yapmak anksiyeteyi azaltmaya yardımcı olabilir,

İlacın damardan verilmesi esnasında televizyon seyretmek, radyo - müzik dinlemek, ya da kitap okumanın da bulantıyı azalttığı bazı hastalar tarafından belirtilmektedir.

 

 

Kemoterapi kürünü takip eden birkaç gün boyunca yeme - içme alışkanlıklarında da bazı değişiklikler yapmak bulantı ve kusmayı azaltmaya yardımcı olur:

Soğuk ya da ılık yemeklerin yenmesi tavsiye edilmektedir (sıcak yemekler daha çok koku yaydığı için),

Hafif yemekler tercih edilmeli, kızartmalar, yağlı ve baharatlı yemeklerden uzak durulmalıdır,

Sindirim süresini azaltmak için klasik öğle ve akşam yemekleri yerine daha az miktarda ama biraz daha sık yemek yenebilir,

Kolay sindirebilmek amacı ile yemekler yavaş yenmelidir,

Soda ya da gazlı içecekler bazı durumlarda bulantıyı azaltmaya yardımcı olabilir,

Sigara içilmemelidir.

 

Bulantı önleyici (antiemetik) ilaçlar yan etki olarak kabızlık, uyku bozuklukları, dil ve kaslarda hakim olunamayan hareketler, başağrısı, sinirlilik hali ve uyuklamaya neden olabilirler. Bu yan etkilerden doktorunuza bahsetmelisiniz.

 

İshal: Bazı kemoterapi ilaçları ishale neden olabilir. Eğer 1 günden uzun sürerse, ğzellikle kusma ve ateşle birlikte görülüyorsa vakit kaybetmeden hemen doktorunuza haber vermeniz önerilir. Çünkü özellikle kusma ile birlikte görülen ishal, vücuttan ciddi sıvı kaybına sebep olabilir. Bu durumda doktorunuz damar yolundan sıvı takviyesine gerek duyabilir.

 

Kemoterapiye bağlı ishal durumunda doktorunuzun tedavisine ek olarak:

Ağız yoluyla günde 2 litre sıvı almanız tavsiye edilmektedir. Bu sıvılar su, çay, bitki çayı, soda ya da gazlı içecekler, vb. olabilir.

İshal süresince liften fakir ve daha çok pilav, makarna, haşlanmış patates, peksimet gibi besinler önerilir.

Yine bu süre zarfında kahve, buzlu içecekler, süt, çiğ sebzeler ve kepekli ekmekten uzak durulması önerilir.

 

Kabızlık: Bazı kemoterapi ilaçları ise ishal yerine kabızlığa sebep olabilir. Mide bulantısına karşı alınan ilaçlar da kabızlık oluşmasına katkıda bulunabilmektedir.

 

Kabızlığa karşı birkaç tavsiye şöyle sıralanabilir:

Günde en az 2 litre su içilmeli,

Taze meyve - sebze gibi liften zengin gıdalarla beslenmeli,

Kepekli ekmek tüketilmeli,

Fizik egzersiz yapılmalı,

Sabah kalkınca aç karna soğuk su ya da meyve suyu içilmeli.

 

Bu önlemlere rağmen eğer kabızlık devam ederse doktorunuz durumunuza uygun bir laksatif ilaç verebilir.

 

Ağız kuruluğu ve aft: Kemoterapinin yan etkilerinden biri de ağızda çıkabilecek olan aftlardır. Kadınlarda kemoterapi sırasında vulvada da aftlar görülebilir. Aşağıdaki birkaç tavsiye ağızda aft çıkması olasılığını azaltabilir:

Eczanelerde bulabileceğiniz antiseptik ağız çalkalama sıvıları ile yemeklerden sonra ağzınızı çalkalayabilirsiniz,

Günde en az 3 kere (her yemekten sonra) mutlaka dişlerinizi yumuşak bir diş fırçasıyla fırçalayın,

Sigara ve ve alkollü içkileri bu süre boyunca kullanmayın,

Çok baharatlı ve asitli yiyeceklerden (limon suyu, sirke, hardal gibi),

Diş etlerinizi yaralayabilecek kuru ve sert yiyeceklerden kaçının, daha çok yumuşak yiyeceklerle beslenin,

Ağız kuruluğuna karşı ağzınızda buz ya da nene şekeri eritebilirsiniz.

Yine ağız kuruluğuna karşı günde 2 litre sıvı almak (su, çay, soda, kolalı içecekler, vb) önerilmektedir.

 

Ülserasyonlar ve ağız içinde mantar enfeksiyonu: Bazı kemoterapi ilaçlarının neden olduğu ağız kuruluğu sonucunda dilde ve boğazda küçük ülserasyonlar (küçük yaralar) ve mikoz (mantar enfeksiyonu) oluşabilir. Bu da ağız içinde tat değişikliğine ve yemek yeme esnasında hastanın acı duymasına neden olabilir. Bu durumda içinde lokal anestezik madde de içeren antiseptik ağız çalkalama sıvılarının kullanılması hasta konforunu arttırabilir.

 

Kemoterapi sırasında kan değerlerinin ciddi olarak değişmesi nedeniyle enfeksiyonlara daha açık hale gelinmektedir. Bu nedenle kemoterapiyi takip eden birkaç gün ya da hafta içinde yaptırılan diş tedavileri enfeksiyona neden olabilir. Eğer diş tedavisi gerekiyorsa bunun ya kemoterapi öncesinde ya da kemoterapinin birkaç hafta sonrasında kan değerleri normale döndükten sonra yapılmasında fayda vardır.

 

Ayrıca, kemoterapi kürleri esnasında herhangi bir diş tedavisine gerek duymamak için diş ve ağız bakımı hakkında bazı tavsiyelere de uyulması önerilir. Bunlar:

Eğer trombosit sayısı çok düşük değil ise her yemekten sonra yumuşak bir diş fırçası ile dişler fırçalanmalıdır. (Eğer trombosit sayısı, görülen tedavi nedeniyle düşük ise bu, diş eti kanamalarına neden olabilir).

Fırçalamadan sonra diş etlerini kanatmadan diş ipi kullanılmalıdır,

Dişler fırçalandıktan sonra antiseptik bir ağız çalkalama sıvısı ile ağız çalkalanmalıdır.

Eğer hasta diş protezi kullanıyorsa, protez her yemekten sonra temizlenmeli ve gece yatarken de mutlaka çıkarılmalıdır.

Tedavi süresince ağız içi her gün dikkatle incelenmeli ve ağız içindeki aft, yara, fırçalamakla gitmeyen beyaz plaklar, vb oluşumlar tedaviyi sürdüren doktora bildirilmelidir.

 

Bunun dışında, kemoterapi sırasında mutlaka diş tedavisi gerektiren bir durum ortaya çıktıysa, onkoloğa bu kaçınılamaz diş tedavisi için en uygun zamanın ne olduğu sorulmalıdır. Böyle bir durumda diş hekimi de kemoterapi tedavisi görüldüğünden haberdar edilmelidir.

 

Saç dökülmesi: Kemoterapi ilaçlarının çoğu yan etki olarak saçların ve vücut kıllarının geçici olarak dökülmesine sebep olurlar. Tedavi süresince kirpikler de yine geçici olarak dökülebilir. Kirpikler, gözleri tozdan koruduğu için, dökülmeleri gözlerde irritasyona neden olabilir. Bu nedenle gözleri bu süre içinde orumak için gözlük takılabilir, ayrıca koruyucu göz damlaları da kullanılabilir.

 

Saç dökülmesi, kemoterapinin herkesin görebildiği bir yan etkisi olması nedeniyle genellikle hastaların moralini bozar. Kadınlar, erkeklere göre bu durumu daha büyük bir sorun olarak görmektedir. Şu unutulmamalıdır ki, saç dökülmesi, kanserin ileri safhada olduğunun ya da kemoterapinin daha etkili olduğunun bir belirtisi değildir.

 

Tüm kemoterapi ilaçları saç dökülmesine neden olmaz. Hastanın psikolojik olarak hazırlanabilmesi için onkolog, tedavide kullanılacak ilaçların saç dökülmesine neden olup olmadığı konusunda hastayı bilgilendirir. Saçların dökülmesi kullanılan ilaçlara, verilen ilaç dozuna, uygulanan kür sayısına, saçların tipine ve yaşa bağlı olarak değişebilir.

 

Bazen saç dökülmesi başlamadan önce ya da dökülme süreci boyunca saçlı deride ağrı ya da batma hissi olabilir. Saç dökülmesi süreci genellikle ilacın ilk verilmesinden 15 gün - 3 hafta sonra başlar. Saçların tekrar çıkması ise son kemoterapi küründen 6 - 8 hafta sonra başlar. Saçlar önceleri ince ya da biraz daha kıvırcık olarak çıkabilir ancak daha sonra giderek normale döner.

 

Aşağıdaki birkaç tavsiye tedavi boyunca saçların dökülmesini sınırlayabilir:

Kemoterapi kürünün uygulanacağı gün saçların fırçalanmaması,

Bir kemoterapi kürünü takip eden ilk 8 gün içinde saçların yumuşak bir şampuanla yıkanması (bebek şampuanı olabilir), kendi kendine kurumaya bırakılması ya da saç kurutma makinesinde düşük sıcaklıkta kurutulması, sert fırçayla fırçalanmaması ya da geniş aralıklı dişleri olan bir tarakla taranması,

İki kemoterapi kürü arasında saç boyalarının kullanılmaması, fön çekilmemesi ve mizanpli yapılmaması.

 

Özellikle erkek hastalar için: Eğer kullanılan ilaçlar saç dökülmesine neden oluyorsa, kürler başlamadan önce saçların kazıtılması, saç dökülmesini görmenin moral bozucu etkisini ortadan kaldırabilir.

Kadın hastaların bu süre içinde hem morallerini koruyabilmek hem de saç dökülmesinin sosyal dezavantajını yaşamamak için peruk kullanmak bir opsiyon olabilir ve bu süre içindeki yaşam kalitesini arttırabilir.

 

Kan değerleri üzerine etki: Kemoterapi ilaçları kemik iliği üzerine de etki gösterdikleri için kemik iliğinde üretilen kırmızı kan hücreleri (eritrosit), beyaz kan hücreleri (lökosit) ve trombositlerin de kandaki sayıları düşme gösterir. Sık sık yapılan kan tahlilleri ile bu sayılar kontrol edilir.

Lökosit sayısının azalması: Beyaz kan hücreleri yani lökositler vücudu enfeksiyonlardan korur. Lökositlerden bir kısmı (polinükleer nötrofiller, yani çok çekirdekli beyaz kan hücreleri) kemoterapi sonrası azalır. Bu duruma ‘’nötropeni’’ denmektedir. Nötropeni, genellikle kemoterapi uygulamasından 2 hafta kadar sonra ortaya çıkar. Yaklaşık 3 hafta sonra da kendi kendine normale dönmeye başlar. Bu normale dönüşün beslenme ya da yaşam tarzıyla bir ilgisi yoktur. Eğer lökositlerin sayısı bir sonraki kemoterapi kürüne kadar normale dönmedi ise onkolog kürü erteleyebilir ya da ilaçların dozunda değişiklik yapabilir.

 

Lökositlerin azalması, vücudun enfeksiyonlara karşı direncini azaltır. Bu nedenle kemoterapi kürleri ve kürleri takip eden birkaç hafta boyunca enfeksiyonlardan mümkün olduğunca korunmak gerekmektedir.

 

Bu dönemde enfeksiyonlardan korunmak için alınabilecek basit önlemler şöyle sıralanabilir:

  • Nezle, grip ya da uçuğu (herpes) olan kişilerden uzak durmak,

  • Toplu taşıma araçlarını kullanmamak,

  • Yoğun toz kaldıran temizlik ya da tadilat çalışmalarından uzak durmak,

  • Yüzme havuzlarına gitmemek,

  • Kalabalıkta dolaşmamak,

  • Kabuklu deniz ürünleri, pişmemiş sebze ve meyve, çiğ süt, katı yumurta, dilimle satılan şarküteri ürünleri, mayonezli gıdalar, pastane ya da marketlerde satılan kremalı pasta ya da tatlıları tüketmemek. (Yalnızca çok iyi yıkanmış ve yemeden hemen önce kabuğu soyulmuş meyveler tüketilebilir).

  • Kesme çiçeklerle yakın temastan kaçınmak,

  • Evcil hayvanlarla temas etmemek.

 

Diğer tavsiyeler ise şöyle sıralanabilir:

  • Dışarı çıkarken sıkı giyinmek,

  • Et ve balığı çok iyi pişirmek,

  • Her gün duş almak,

  • Gün boyunca sık sık su ve sabun ile el yıkamak (özellikle tuvalete gittikten sonra ve yemeklerden önce),

  • İyi bir ağız hijyenine sahip olmak,

  • Eğer mutlaka ev temizliği ya da bahçe ile uğraşılacak ise maske ve eldiven kullanmak ve bu uğraşları zorunlu olmadıkça bu dönem içinde yapmamak,

  • Tırnaklarınızı keserken dikkatli olmak,

  • Yüz, el, kol, bacak ya da ayaklarınızda herhangi bir nedenle yüzeyel bir yara oluşursa, yarayı bol su ve sabunla yıkadıktan sonra üzerine dezenfektan madde sürmek.

 

Tüm bu önlemlere rağmen eğer bir enfeksiyon gelişirse genellikle şu belirtilerle kendini gösterir:

  • 24 saat ya da daha uzun süredir 38°C ve üzerinde ateş ya da 36,5°C’nin altında vücut sıcaklığı,

  • Üşüme, titreme,

  • Kateter (port) yerinde kızarıklık, akıntı ya da ağrı,

  • Bacak ya da kolda kızarıklık, şişkinlik ya da ağrı,

  • Özellikle gece yoğun terleme,

  • Öksürük, göğüste ağrı ve nefes darlığı,

  • İdrar yaparken yanma ya da ağrı,

  • Geçmeyen ishal.

 

Eğer bu bulgulardan biri ya da birkaçı mevcut ise vakit geçirmeden doktorunuza başvurmanız önerilir.

 

Kırmızı kan hücrelerinde azalma: Kırmızı kan hücreleri (eritrosit ya da alyuvar) insan vücudunda oksijen taşınmasından sorumludur. Kemoterapi sonrası bu hücreler de azalırlar. Bu durumda halk arasında ‘’kansızlık’’ olarak bilinen ‘’anemi’’ ortaya çıkar. Anemi, solukluk, daha ileri durumlarda ise özellikle efor sırasında nefes alma güçlüğü, yorgunluk ve baş dönmesine sebep olabilir. Çok ağır anemilerde bazen kan ya da eritrosit vermek gerekebilir.

Trombositlerde azalma: Trombositler, kanın pıhtılaşma özelliğini veren hücrelerdir. Kemoterapi, trombosit sayısında da azalmaya sebep olur. Eğer azalma fazla değil ise sadece takibi yeterlidir anacak azalma fazla ise dışarıdan trombosit verilmesi gerekebilir.

 

Eğer kemoterapi kürü sırasında ya da birkaç hafta sonrasında burun kanaması, diş fırçalarken anormal derecede diş eti kanamaları, deri yüzeyinde morluklar ya da kırmızı noktacıklar, idrarda kan, dışkının siyahlaşması gibi belirtiler var ise hiç vakit kaybetmeden doktorunuza haber vermeniz önerilmektedir.

 

Yorgunluk: Tüm hastalık ve tedavi süreci boyunca şiddetli bir yorgunluk hissedilebilir.

Çeşitli ağrılar: Kemoterapi ilaçlarının yan etkileri bazen ağrılı olabilir. Ağız içinde ve yemek borusunda inflamasyon, midede yanma, kas ve eklem ağrıları, karın ağrısı görülebilir.

Cinsel hayatta düzensizlikler: Kemoterapi ilaçlarının direkt olarak cinsel hayata olumsuz yansıyacak yan etkileri yoktur. Ancak bu ilaçların yorgunluk, mide bulantısı, kusma gibi yan etkileri indirekt olarak cinsel istek azalmasına yol açabilir.

 

Ayrıca, erkeklerde bazı kemoterapi ilaçları spermatozoid sayısında azalmaya sebep olabilir. Bu etki kullanılan ilaca, dozuna, hastanın yaşı ve genel durumuna bağlıdır.

 

Kadınlarda ise kemoterapi ilaçlarının bir kısmı adet düzensizliklerine yol açabilir. Kanama miktarı farklılaşabilir veya hiç adet görülmeyebilir. Bazı durumlarda ise menopoz benzeri belirtiler ortaya çıkabilmektedir ( sıcak basması, deri ve mukozaların kuruluğu, vb). Kemoterapi kürleri tamamlandıktan birkaç ay sonra eğer hasta menopozda değil ise adet kanamaları tekrar başlayabilir.

 

Kemoterapi sırasında hamilelik mümkün mü ?

Adet düzensizliklerine rağmen kemoterapi sırasında hamile kalmak mümkün olabilse bile, bu kesinlikle tavsiye edilmeyen bir durumdur, çünkü kemoterapi ilaçları fetüste malformasyonlara neden olabilmektedir. Bu nedenle kemoterapi kürleri bitene kadar bir doğum kontrol yöntemi uygulamakta fayda vardır. Bu konuda doktorunuz size tavsiyelerde bulunabilir.

 

Eğer kanser teşhisi konduğunda hasta hamile ise ya da böyle bir şüphe var ise kemoterapiye başlamadan önce onkolog bu durumdan kesinlikle haberdar edilmelidir.

 

Diğer yan etkiler:

Böbrek fonksiyonlarında bozukluk: Kemoterapi ilaçları toksik etkileri nedeniyle böbrek fonksiyonlarında bozulmalara yol açabilirler. Bu toksik etkiyi azaltmak için tedavi süresince bol sıvı alınmalıdır. Bazen damar yoluyla sıvı takviyesi de gerekebilir. Tedavi süresince bol sıvı almak ilacın kanserli hücreler üzerine etkisini azaltmadan böbrekler üzerindeki toksik etkisini azaltır. Her kemoterapi küründen önce yapılan kan tahlilleri ile böbrek fonksiyonları izlenmektedir.

Bazı kemoterapi ilaçları ise, ilacın verilmesini takip eden birkaç saat içinde idrar renginde değişikliklere neden olabilmektedir (koyu sarı, kırmızı veya mavi). İdrar rengindeki bu değişme kemoterapi ilacının idrar yoluyla vücuttan atıldığının belirtisidir.

Deri ve tırnaklarda değişiklikler: Kemoterapi ilaçlarından bazıları deriyi irrite ederek çeşitli değişikliklere sebep olurlar. Bunlar;

  • Deri kuruluğu,

  • Güneşe karşı deride hassasiyet,

  • El ve ayak parmaklarında kaşınma veya batma hissi,

  • Avuç ici y'a da ayak altı derisinin soyulması,

  • Deri renginde koyulaşma,

  • Güneş yanığına benzer şekilde deride kızarıklık,

  • Deri üzerinde kırmızı noktalar (ürtiker),

  • Tırnakların renginde değişiklik,

  • Tırnakların daha kırılgan hale gelmesi, hatta düşmesi,

 

Bu etkiler, tedavi sona erdikten sonra yavaş yavaş normale döner. Bu dönemde güneş ışınlarından korunmalı ve cildi nemlendirici krem ya da losyonlar kullanılmalıdır.

Vücut ağırlığında değişmeler: Her ne kadar kanser tedavisi gören bir hastanın zayıfladığı düşünülse de bazı kemoterapi ilaçları kilo almaya sebep olabilirler.

 

Bunların dışında ;

  • El ve ayaklarda karıncalanma,

  • Kol ve bacaklarda uyuşma hissi,

  • Hafıza kayıpları,

  • Gözlerde kuruluk,

  • İşitme ve dengede değişiklik,

  • Kulaklarda çınlama,

  • Başdönmesi,

  • Burunda akıntı da görülebilecek yan etkiler arasındadır.

 

25/12/2014

 

Bu yazının ve görsellerinin tüm yayın hakları KolayDoktor.com'a aittir. Hiçbir şekilde kopyalanamaz. Başka yerde yayınlanamaz. Kopyalanması halinde yasal işlem uygulanacaktır.

 

 

Kaynaklar:

Fransa Ulusal Kanser Enstitüsü (Institut National du Cancer) yayınları (Aralık 2014)

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Pinterest Google+ Paylaş Twitter Facebook Yazdır


Reklamlar