15 Aralık 2018 Cumartesi
Anasayfa Ateroskleroz (Damar Sertliği)

Ateroskleroz (Damar Sertliği)

 

Ateroskleroz (Damar sertliği) nedir ?

 

Kolesterol ve trigliserid gibi yağların damar duvarında birikmesi sonucunda atardamar duvarlarının kalınlaşmasına “ateroskleroz”, yanı damar sertliği denilmektedir.

Oluşan bu yapısal bozukluklara “aterom”, diğer deyimle kolesterol plağı (ya da damar sertliği plağı) ismi verilmektedir. Aterosklerozun çocuk yaşlardan itibaren başladığı, ilerleme hızının yaşlanma ile birlikte arttığı bilinmektedir. Damar sertliğinin başlaması ve ilerlemesinden sorumlu olan, risk faktörleri olarak tanımlanan bir takım etmenler bulunmaktadır. Bunların bazıları kontrol altında tutulabilir iken, bazılarında bu olanaklı olamamaktadır. Kontrol altına alınamayan ya da değiştirilemeyen risk faktörleri olarak; kişinin yaşı, cinsiyeti, genetik yapısı ve ailede genç yaşta geçirilen kalp damar hastalığı öyküsü sayılabilir. Yaşlı nüfusta gençlerden daha fazla damar sertliğine bağlı hastalık ortaya çıkmaktadır. Erkeklerde 55 yaş, kadınlarda 65 yaş ve yukarısı yaşlılık olarak açıklanmaktadır. Kadınlara kıyasla, erkeklerde daha fazla damar hastalığı görülmektedir. Anne, baba, kardeş ya da çocuğunda, yani 1. derece yakınlığı olan aile bireylerinde, genç yaşta geçirilen kalp krizi, felç ya da herhangi bir damar hastalığı öyküsü olan kişiler, bu tür öyküsü olmayan kişilere kıyasla daha fazla risk altındadırlar. Erkeklerde 55, kadınlarda 65 yaşından küçük olmak, bu aile bireylerini genç olarak tanımlamamızı sağlamaktadır. Bu risk faktörlerinin yanı sıra, kontrol altına alabileceğimiz bir takım risk faktörlerimiz de bulunmaktadır. Şeker hastalığı, kolesterol ve/veya trigliserid yüksekliği, kan basıncı yüksekliği ve tütün kullanımı, değiştirebileceğimiz risk faktörlerinin en önemlileridir. Kilo fazlalığı ya da şişmanlık, aşırı hareketsiz-miskin yaşantı ve yoğun stres gibi diğer etmenleri de göz ardı etmemek gerekmektedir.

Aterosklerozun istenmeyen bir takım sonuçları, yani komplikasyonları bulunmaktadır. Kalp atardamarlarındaki darlığın artması ile kronik (süreğen) damar hastalığı bulguları ortaya çıkmaktadır.

Hastayı hekime getiren yakınmalar; göğüs ağrısı, nefes darlığı ya da çarpıntı olabilmektedir. Özellikle efor sarf ederken; yani yürürken, merdiven-yokuş çıkarken ortaya çıkan ve dinlenmekle birkaç dakikada geçen, çoğunlukla baskı şeklinde tanımlanan göğüs ağrısı, tanıda önemli yeri olan bir ağrı türüdür.

Bazı hastalar bu tipik göğüs ağrısını hiç yaşamazlar, eforla nefes darlığı ya da çarpıntı yakınmalarının olduğunu belirtirler. Kronik damar hastalığının yanı sıra, damar sertliğinin miyokard infarktüsü yani kalp krizi olarak bilinen bir diğer komplikasyonu daha vardır. Kalp krizi yaşamı tehdit eden bir hastalıktır ve tedavi yaklaşımı kronik damar hastalığında olduğundan biraz daha farklılık gösterir. Burada tıkanan damarın acil olarak – erken saatlerde açılması, kişinin yaşamda kalmasını ve/veya ileride kalp yetmezliğine aday olmaktan çıkmasını sağlayacaktır.

Damar sertliğinin doğrudan ya da komplikasyonlarının neden olduğu problemler açısından, korunmaya yönelik olarak alınacak önlemlerin başında yaşam tarzı değişikliği gelmektedir. Dengeli beslenme, düzenli yapılan egzersiz ve ideal kilonun korunmasına çalışılması; yapılması gereken başlıca yaşam tarzı değişiklikleridir. Şekerli ve unlu mamuller ile yağlı ürünlerden mümkün olduğunca kaçınılması ve vücuda gerekli olan asgari miktarda bu tür ürünlerin tüketilmesi, liften, posadan zengin taze sebze ve kalorisi düşük meyvelere ağırlık verilmesi, yapılacak diyetin ana özelliği olmalıdır. Hergün yapılamasa bile, haftanın çoğu günü, günde 30-45 dakika kadar tempolu yürüme, yüzme ya da bisiklete binme gibi egzersizler, aksatmadan gerçekleştirilebilmelidir. Böylesi bir mutfak düzeni ve egzersiz programı sonucunda, kişinin ideal kilosunu da koruması olanaklı olacaktır. Doğal olarak tütün ürünlerinin tamamen ve izin verilebilecek miktardan çok alkollü içeceklerin yasaklanması gerektiği kesindir. Tüm bu önlemlerin yanı sıra, stresten oldukça uzak bir yaşantının gerek koşulları sağlanmaya çalışılmalıdır. Damar sertliğinin ilaç tedavisine yönelik tedaviler, hastanın başvuru biçimine göre farklılık göstermektedir. Sadece yürürken ya da merdiven-yokuş çıkarken oluşan göğüs ağrılı birisine yaklaşımla, kalp krizi geçirmekte olan bir kişinin tedavisi aynı olmayacaktır. Yakınmalar başladığı andan itibaren kalp krizine çok acil bir yaklaşım gerekmektedir. Olay anında kişinin %20-25 oranında kaybedilmesi söz konusudur. Yaşamda kalanlar için acil sağlık hizmeti veren ekiplere haber verilmelidir. Olanaklı değilse hastanın hızlı bir şekilde en yakın sağlık kurumuna – tercihan koroner anjiyografi yapılabilen bir merkeze götürülmesi gerekecektir. Erken zamanda anjiyografisi yapılan ve tıkalı damarı açılan hastada kalp krizi amacına ulaşamayacak; hasta, kalp yetmezliğine ya da erken ölüme aday olmayacaktır. Kalp krizi olmaksızın, sadece efor sarf ettiğinde göğüs ağrısı olan, koroner yetmezliği olarak da tanımladığımız damar hastalığı türüne sahip hastalarda, yürürken ya da yokuş çıkarken ortaya çıkan göğüs ağrısının gelmemesi için, eğer göğüs ağrısı başladı ise de ağrıyı geçirmeye yönelik olarak bir takım ilaçları kullanmaktayız. Bu ilaçlar kalp kasının oksijen gereksinimini azaltmakta, adeta, kalp kası daralmış kalp damarlarındaki daha az kanla – dolayısı ile oksijenle yetinmeyi öğrenmekte, böylece hastanın göğüs ağrısı geçmektedir. Gerek kalp krizi – gerekse koroner yetmezliğinde ortak kullanılan ilaçlar da vardır. Aspirin ve kolesterol düşürücü ilaçlar bunların başında gelmektedir. Ancak bu tür ilaçların birlikte ve yüksek dozlarda kullanılmalarına karşın kişinin göğüs ağrısı yine de ortaya çıkabilmektedir. Bu koşullarda, ilgili kalp damarları anjiyografik olarak balon ya da stentleme yöntemleri ile açılmakta; eğer teknik olarak olanaklı değil ise, hasta koroner “bypass” operasyonuna verilebilmektedir. Destek tedavisi bağlamında; balık yağı ya da omega-3 yağ asitleri, özellikle trigliserid cinsi yağ yüksekliğinde kullanılmakta, kan trigliserid seviyesi %20-50 oranında düşürülebilmektedir. Risk faktörlerinin kontrolüne yönelik olarak; koenzim Q, vitamin A, vitamin C ve E’nin bir rolü bulunmamaktadır.

 

Prof.Dr. Ender SEMİZ

Kardiyoloji Uzmanı

18/05/2013

 

Kaynak: Braunwald’s Heart Disease, A Textbook of Cardiovascular Medicine, Ninth Edition, 2012.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Pinterest Google+ Paylaş Twitter Facebook Yazdır


>>
1
<<




Reklamlar