15 Aralık 2018 Cumartesi
Anasayfa Kolon ve Rektum Kanseri

Kolon ve Rektum Kanseri

Kolon yani kalın bağırsaklar, ağızla başlayıp yemek borusu (ösofagus), mide, oniki parmak bağırsağı (duodenum) ince bağırsaklar ve kalın bağırsaklarla son bulan sindirim sistemimizin son bölümüdür. Kalın bağırsaklar yaklaşık 1.5 metre uzunluğunda karnın hemen tamamında yer alan bir organdır. Bazı kişilerde daha uzun ,yada daha kısa ,daha kıvrıntılı, daha düz bir seyir izleyebilir

 

Kalın bağırsaklarımız ince bağırsaklarda emilerek kana geçen besin, mineral vitaminlerden arta kalan gıda artıklarının depolandığı ve sıvı kısmının da emilerek katılaşarak dışkı haline geldiği bölümdür.

 

 

Kolon yani kalın bağırsakların önemi sindirim sistemi organları arasında en sık kanser görülen organ olmasıdır. Kolon ve rektum kanseri kalın bağırsaklarda (KOLON)ve kalın bağırsakların son 15-20 cm lik bölümünü teşkil eden REKTUM bölümünde, bağırsakların iç yüzeylerini örten MUKOZA isimli örtü dokusundan köken alan kanserleri içermektedir.

 

Kolorektal kanserler dünyada en çok ölüme neden olan kanser türleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır.

Dünyada ve ülkemizde en sık görülen kanser sıralamasında da ilk üçte yer almaktadır. Kolon kanserleri en sık görülen ve en çok ölüme neden olan kanserler arasında kadın ve erkeklerde ikinci sırada yer almakta, sadece erkeklerde akciğer ve prostat kanserlerinden sonra en çok ölüme neden olmada üçüncü sırada gelmektedir. Kadınlarda ise meme kanserlerinden sonra bu açıdan kolon kanserleri ikinci sırada gelmektedir. Bir insanın kolon kanserine yakalanma riski hayatı boyunca % 5 civarındadır.

 

Bu hastalığın erken tanınmasında tarama testleri önem taşır. Bunlar arasında: gaytada gizli kan tayini, endoskopik yöntemler (Kolonoskopi ve sigmoidoskopi) ve radyolojik yöntemler (baryumlu kolon grafisi) sayılabilir. Bugün hemen tüm ileri toplumlarda bu tür tarama testlerinin önemi sıklıkla vurgulanmakta ve uygulanmakta, bu sayede hastalığın görülme sıklığı 90 lı yıllardan itibaren batı toplumlarında azalma göstermektedir. Ülkemizde ise kolon ve rektum tarama testlerinin hastalığın hiç yakınma yapmadığı erken dönemlerde saptanması amacı ile uygulanması ne yazık ki gereken derecede önemsenmemekte ve uygulanmamakta, hastalar genellikle hastalığın yarattığı yakınmalar sonucu doktora başvurmakta, buda hastalığın sağaltımında istenilen başarının sağlanmasını güçleştirmektedir. Oysa kolon kanserleri önlenebilir kanser türleri arasında önde gelmektedir.

 

 

Bugün kabul edilen görüş: Hemen tüm kolon kanserlerinin , polip denilen ve kansere dönüşme potansiyeli taşıyan ancak başlangıçta kanser hücresi içermeyen, anormal doku büyümelerinden kaynaklandığı yönündedir. O halde henüz yakınmaya neden olmayan ancak ileride kansere dönüşme riski olan bu oluşumların kolon kanseri tarama testleri ile aranması yerinde olacaktır.
Bu gün en çok bu amaçla KOLONOSKOPİ den fayda sağlanmaktadır. Kolonoskopi, kolonoskop adı verilen ve ince uzun tüp şeklindeki bir videokamera ile kalın bağırsakların iç yüzünün incelenmesi yöntemidir. Kolonoskopinin diğer tarama testlerinden farklı yönü (sigmoidoskopi, kolon baryumlu grafiler, kapsül kolonoskopi, dışkıda gizli kan tetkiki, Bilgisayarlı kolonografi vb.) hem tüm kolonun incelenmesini sağlaması, hemde aynı inceleme sırasında tespit edilen poliplerin saptanarak çıkarılması ve kolon kanseri tehlikesini ortadan kaldırmasıdır. Günümüzde sağlıklı, yakınması olmayan, 50 yaş üstü kadın ve erkeklere tarama amaçlı kolonoskopi tetkiki yaptırmaları önerilmektedir. Zira hiç yakınması olmasa bile 50 yaş üstü normal toplumda polip görülme olasılığı % 35 , 60 yaşında ise % 45 oranındadır.

 

 

Kolon ve Rektum Kanserinin nedenleri ve risk faktörleri

 

Kolon kanserlerinin ortaya çıkışında genetik yapı önemli rol oynamaktadır. Vucudumuzda kanser oluşumuna neden olan genlerin mevcudiyeti ve bu genlerin etkisini engelleyen bazı başka biyolojik mekanizmalar arasındaki dengenin bozulması, onkojenik (kansere neden olan genler) genlerin aktive olması koruyucu mekanizmaların ise etkisini yitirmesi kanser oluşumu lehine dengenin bozulmasına neden olur.

Kolon kanseri için önemli risk faktörlerinin başında 50 yaş ve üzerinde bulunmak gelmektedir. Kolon kanseri vakalarının nerede ise üçte ikisi 50 yaş ve üzerinde görülmektedir. Bugün kolorektal kanserlerin hemen tamama yakınının adenomatöz kolon poliplerinden köken aldığı bilinmektedir. Bir polibin kansere dönüşmesi 8-10 yılı bulmaktadır. Bu nedenle kolon kanser taraması amacı ile genel toplumdaki bireylere 50 yaştan itibaren tarama kolonoskopisi yapılması önerilmektedir. Yakın zamanda yayınlanan bir çalışmada yer alan hastalarda kolonoskopik poliplerin çıkarılmasını takip eden 15-20 yıl içinde kolon kanseri görülme oranının normal topluma göre % 53 oranında azaldığı gösterilmiştir.

 

Kolon kanseri gelişiminde genetik faktörler yanında çevresel faktörlerin de rol oynamakta, az yağlı ve proteinli bol posalı ve bitkisel ağırlıklı beslenen ve kilolu olmayan, düzenli egzersiz yapanlarda kolon kanserinin daha nadir ortaya çıktığı bilinmektedir. Aspirin ve kalsiyumun kolon kanseri gelişimini azalttığına dair çalışmalar da mevcuttur.

 

Kolon ve rektum kanserlerinin (Kolorektal Kanserler = KRK) belirtileri nelerdir ?

KRK lerin belirtileri tümörün bağırsak kanalına (lümen) doğru yada komşu dokulara doğru büyümesi ile ortaya çıkar, dolayısı ile bu yakınmalar tümör belirli bir büyüklüğe ulaşmadan genellikle kendini göstermez. Belirli aşamaya gelen KRK lerde en sık görülen belirtiler arasında karın ağrısı, bağırsak alışkanlığındaki değişmeler (örnek daha evvel hergün bir defa olan dışkılama sayısının artması, yada daha seyrekleşerek, 2-3 günde bir olur hale gelmesi veya tam tersi 2-3 günde bir dışkılama alışkanlığı olan bireylerde bu alışkanlığın her güne yada günde birkaç kez dışkılamaya dönüşmesi gibi) Dışkıda kan görme- kanlı dışkılama bazen koyu siyah yada vişne rengine yakın dışkı renk değişikliği, halsizlik, kilo kaybı ve kansızlık (Anemi) sayılabilir. Bazen hastalığın ileri aşamasında bağırsak kanalına doğru büyüyen tümör kanalı tıkayarak, bulantı, kusma karında şişkinlik, dışkılamada güçlük gibi yakınmalarlada karşımıza çıkabilir. Bu yakınmalar kolon ve rektum kanserleri için spesifik (özgül) olmamakla birlikte dikkatle değerlendirilmesi gereken yakınmalardır. Eğer hastalık bulunduğu bağırsak bölümü dışında başka vücut bölümü ve organlara sıçramış ise bu organlara ait belirtilerde görülebilir örneğin karında şişme, karında sağ üst kadranda ağrı gibi yakınmalar bu durumda ortaya çıkabilir. Kolon kanserlerinin yaklaşık % 20 si tanı anında bu tip organlara yayılmış olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumdaki hastalarda kanser hücreleri bulunduğu bağırsak segmentinden kan ve lenf dolaşımı ile diğer organlara ulaşarak orada ortaya çıkmaktadır.


Kolon ve rektum kanseri arasında fark var mı ?

Kalın bağırsaklarda ortaya çıkan kanserin bulunduğu konum hastalığın sağaltımı ve ile ilgili bazı farklılıklar göstermektedir. Tabi bu konuda en önemli nokta hastalığın erken dönemde hatta daha kanser gelişmeden önce (tarama testlerinin önemi!) saptanmasıdır. Ancak eğer kanser rektum adı verilen kalın bağırsakların anüse yakın son 15-20 cmlik kısmında ortaya çıkmış ise bu durumda hastalığın sağaltımı çok daha güç olmaktadır. Genel olarak kolonun başlangıç kısımlarında (proksimal kolon) ortaya çıkan kanserler kalın bağırsakların son kısmında görülenlere göre daha iyi bir seyir göstermektedir. Son 50 yıldaki istatistikler kolon kanserlerinin kolonun proksimal (baş kısma yakın olan bölümler) kısımlarında daha fazla görülmeye başladığına işaret etmektedir.


Kolon Kanseri tanısı nasıl konur ?

Kolon kanseri tanısı, yukarıda bahsi geçen yakınmalar nedeni ile yapılan tetkikler sonucunda yada rutin tarama testleri sırasında konulur. Kolon ve rektum kanserlerinin büyük çoğunluğu mukozadan köken alan adenokarsinom adı verilen kanserlerdir. Kolon kanseri tanısı konulmada en güvenilir ve kesin yöntem KOLONOSKOPİ yöntemidir. Kolonoskopi tüm kalın barsakları içeriden gözle görerek inceleme imkanı vermesi yanında bu inceleme sırasında saptanan anormal kolon içi oluşumlardan biyopsiler (patolojik hücre tanısı konulmak amacı ile alınan küçük doku parçaları) alınarak kesin tanı konulmasını sağlar. Ayrıca ve önemli olarak kolonoskopinin kolon ve rektum kanserlerinin önlenmesinde bu tetkiki diğer yöntemlerden ayıran ön önemli farkı poliplerin (kanser öncesi oluşumlar) bu yöntemle tespit edilerek kolondan uzaklaştırılabilmesidir. Kolonoskopi ilk tercih edilen yöntemdir, ancak bazı teknik nedenli kolonoskopinin mümkün olmadığı hallerde-vakaların %5 kadarında (örnek, kolon kanalının tümör tarafından tıkanarak kolonoskopi aletinin ileri segmentlere geçişine müsaade etmemesi, mümkün olan çabalara karşın- müshil kullanımına rağmen -bağırsakların hasta tarafından yeterince boşaltılamaması, veya çok uzun ve kıvrıntılı yapı, geçirilen daha evvelki karın ameliyatları sonucu kolonda yapışıklıklar olması gibi nedenler) çift kontrastlı kolon grafisi, veya Bilgisayarlı Tomografi ile kolonografi yöntemlerine başvurulur. Bazen de son zamanlarda uygulanmaya başlanan Kapsül (Hap kamera) endoskopi-kolonoskopi yöntemi denilen, kapsül şeklindeki kameranın yutulması ve içeride elde ettiği görüntü video sinyallerini bele takılan bir alıcıya aktaran yöntemden de faydalanılabilir. Bu yöntem yeni yeni kullanılmaya başlanmış olup, pahalı bir yöntem olması yanında kolonoskopideki gibi biyopsi alma imkanı bulunmadığından tanıda kısıtlı rolü mevcuttur. Bigisayarlı tomografi kullanılarak elde edilen sanal kolonografi yönteminde avantaj olarak diğer organların da aynı işlemle değerlendirilmesi mümkün olabilirken, yöntemin dejavantajı, biyopsi olmadığı için kesin tanı sağlamaması ve işlem sırasında alınan yüksek radyasyon(Bir tomografi çekiminde 400 akciğer filmi çekilmiş kadar radyasyona maruz kalınmaktadır) miktarıdır.


Tedavi

Hastalık tanısı konulduktan sonra hastalığın lokal yada uzak yayılımı mevcut mu ? değerlendirilerek, tedaviye ve takibe yönelik plan çizilir, ne tür tedavi uygulanacağı belirlenir. Alınan biyopsinin değerlendirilmesi bu aşamada önem taşımaktadır, zira burada kanserin hücre yapısına göre davranış biçimi (daha agresif olup olmayacağı), hastalığın klinik evresi, cerrahi uygulanıp uygulanmayacağı kararlaştırılır. Bu durum özellikle kanser odağı içeren, ancak kolonoskopide tamamı ile çıkarılan poliplerde önemlidir. Eğer polibin kolon mukozasından kesilerek alınan sap kısmında kanser hücresi bulunmuyorsa, polipteki mevcut kanser hücre tipi agresif yapılı değilse ve kanser hücreleri lenf ve damar dokularına ulaşmamış ise , bu durumda kanser hücresi taşıyan polibin kolonoskopik olarak çıkarılmış olması tek başına bu hastalığın tedavi edilmesini sağlayabilmektedir.

 

Kolon kanserlerinde en etkin tedavi yöntemi kanserli dokunun mümkün olan durumlarda cerrahi olarak çıkarılması ile sağlanır. Bunun için ameliyattan beklenen yararın ne ölçüde gerçekleşeceği ön görülmelidir. Ameliyat gerektiren bu durumda hastalığın kolon dışında başka vücut bölümlerine sıçramadığının bilinmesi gerekir. Öncelikle klinikte muayene ile hastada karında sıvı toplanması (ascite) karaciğer de büyüme, vücudunda belirgin lenf düğümlerinde büyüme var mı? bakılır. Karın, göğüs ve pelvis (kalça bölgesi) nin bilgisayarlı tomografileri çekilerek burada hastalığa ait yayılım var mı? araştırılır. Bu tomografilerin cerrahi öncesi yapılması tedavi seçeneklerinde oluşturacağı değişiklikleri planlama açısından önem taşır. Karaciğer MR (magnetik rezonans) tetkiki karaciğere olan kanser sıçramalarını iyi gösterdiği için zaman zaman faydalanılan bir tetkik yöntemidir. Tümör belirteçleri : serumda bakılan bir seri karbohidrat yapıdaki antijen kanser belirteçleri olarak kullanılmaktadır. CEA ve Ca 19-9 isimli olanların kolon kanseri ile ilişkili olabileceği bilinmektedir. Ancak bu testler kolon kanseri için spesifik olmayıp bazı başka basit rahatsızlıklar da da yüksek bulunmaktadır, örneğin CEA: gastritis, mide ülseri , divertikül (barsaklarda oluşan küçük cep şeklinde oluşumlar) iltihabı, karaciğer hastalığı yada herhangi iltihaplı bir hastalıkta serum değerleri yükselmekte ve yanıltıcı sonuç vermektedir. Bu nedenle günümüzde bu tür belirteçler kolon kanser tanısında kullanılmamaktadır. Buna karşın bu belirteçler tanı konulmuş kolon kanserlerinde tedavi sonrası dönemde hastalığın seyri sırasında takip amaçlı kullanılabilmektedir. Tedavide cerrahi ye ilave olarak kemoterapotik ilaçlar ve radyoterapiden de hastalığın aşamasına göre fayda sağlanmaktadır.

Kolon kanserinde klinik seyir neye göre belirlenir ?

 

Bu konuda değişik parametreler incelenmesine karşın günümüzde hastalık seyrini etkileyen en önemli parametre hastalığın tanı sırasındaki patolojik sınıflamasıdır. Yani kanserin dokudaki derinliği, ve komşu yada uzak bölgelerde de bulunup bulunmadığıdır. Hastalığın operabilitesi (tümörün ameliyatla çıkarılabilir olması) ve kolon dışındaki bölgelere gitmemiş olması hastalığın seyrini olumlu olarak etkilemektedir.

 

Prof.Dr.Mete ÖZDOĞAN
İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı
28/10/2012



 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Pinterest Google+ Paylaş Twitter Facebook Yazdır


>>
1
<<




Reklamlar