15 Aralık 2018 Cumartesi
Anasayfa Safra kesesi taşları

Safra kesesi taşları

Safra kesesi nedir ? Ne işe yarar ?

 

Safra kesesi karaciğerden salgılanan safra adı verilen sıvının depolandığı bir kesedir. Karaciğere yapışık olan safra kesesine karaciğerdeki safra yollarından safra gelir, burada birikir. Safra kesesi safranın suyunu çekerek yoğunlaştırılmış hale getirir. Yağlı bir yemek yendiğinde olduğu gibi, gerektiğinde yemek sonrası salgılanan hormonlarla safra kesesi kasılır ve safra kanalı yoluyla on iki parmak barsağına safra akışı sağlanır. Safra, yağların emilimi için gerekli olan maddeleri içerir.

 

Safra kesesi taşları nasıl oluşur ? Nedenleri nelerdir ?

 

Tüm dünyada %10-15 insanda safra kesesinde taş bulunmaktadır. Safra kesesinde suyunun emilerek safra içeriğinin yoğunlaşması sırasında eğer bu maddelerin çözünebilirlik sınırları aşılırsa çökeltiler oluşur ve bunlar birikerek safra taşı oluşmasına yol açarlar. Biriken bu maddeler kolesterol ya da bilirübin, kalsiyum ve pigment (boyalı madde) taşlarına yol açarlar. Safra kesesinin ağzının ya da safra yollarının bu taşlarla tıkanması safra kesesinin iltihabi hastalıklarına yol açar.

 

Safra kesesi taşları daha çok kimlerde görülür ? Safra kesesinde toluşabilmesi için risk faktörleri nelerdir ?

 

Kolesterol taşlarının daha çok karaciğerden kolesterol yapımının arttığı vakalarda görüldüğü öne sürülmektedir.

Kolesterol taşlarının daha sık görülmesine yol açan risk faktörleri şunlardır:

-Kadın cinsi

-60 yaş üzeri

-Obezite , metabolik sendrom (abdominal obezite)

-Hamilelik

-Safra stazı (safra akımının yavaşlaması, safra kesesinde çamur görünümü)

-Bazı ilaçlar ve ailesellik gibi diğer faktörler

 

Kadın cinsi ve hamilelikte sık görülmesi progesteron adlı hormonun safra taşı oluşumunu artırdığını düşündürmüştür. Uzun süreli açlık, ani kilo kayıpları ve total parenteral nütrisyon denilen tamamen damardan beslenme de safra stazını artırarak safra taşı oluşmasına neden olur. Safra tuzlarının barsaktan emilimi üzerine etkili olan bazı barsak hastalıkları (Crohn hastalığı, ince barsağın bir kısmının çıkartılması gibi), yanıklar, paralizi gibi durumlarda da safra taşı görülme olasılığı artar.

 

Bilirübin, kalsiyum ve pigment taşları da hem denilen hemoglobinin yıkımı sırasında açığa çıkan maddenin metabolize olmasıyla ortaya çıkar. Oluşan bilirübinin safra içinde yoğunluğunun artmasıyla, kalsiyumla ve boyar maddelerle birleşerek koyu renkte pigment taşları oluştururlar. Bu nedenle, hemoliz denilen kan yıkımının arttığı olgularda (örneğin orak hücreli anemi gibi) bilirübin taşları sıklığı da artar. Ayrıca bakteriler de kalsiyumla birleşerek safra taşlarına yol açabilirler.

 

Safra kesesi taşları nasıl belirti verir ?

Asemptomatik taşlar: Safra kesesinde taş oluştuğunda uzun yıllar belirti vermeden geçebilir. Belirti vermeyen taşlara asemptomatik taşlar denilir. Hastanın hiç bir yakınması olmadığında ve bir komplikasyona yol açmazlarsa asemptomatik taşların tedavi edilmeleri gerekmez. Birçok ve küçük taşın bir arada olduğu durumlar istisnadır.

 

Semptomatik taşlar : Safra kesesindeki taşlar, hazımsızlık, mide ağrıları gibi belli belirsiz belirtilerden biliyer kolik denilen karında epigastriumda (orta hatta, göğüs kafesinin altında ya da karında sağ üst kadranda 30 dakika ile 4-5 saat arasında süren ve zonklama şeklinde olan ağrılara (safra koliği), bulantı ve kusmaya yol açabilir. Ağrı sağ tarafta sırtta, kürek kemiğinin altında, iki kürek kemiği arasında ya da sağ omuzda hissedilebilir. Bu ağrılar genellikle yemeklerden sonra olur. Ağrılar safra kesesinin ağzının tıkanması ve safra kesesinin gerilmesine bağlı ağrılardır. Safra kesesi taşları bir kez semptomatik olduğunda, daha sonra daha ileri komplikasyon oluşma olasılığı artar. Safra taşları ana safra kanalına düşebilir, bu durum hiç belirti vermeden olabileceği gibi, taş veya taşların ana safra kanalını tıkaması sonucunda sarılık ve kolanjit denilen safra yolları iltihabı oluşabilir. Semptomatik safra taşı olan kişilerin yaklaşık yarısında 15-20 yıl içinde akut kolesistit, kolanjit ve pankreatit gibi hastalıklar oluşur.

 

Safra kesesi taşlarının tanısı nasıl konur ?

Hazımsızlık, yemeklerden sonra karın ağrısı ya da yukarıda tarif edildiği gibi safra koliği ile başvuran hastalarda genellikle ultrasonografi ile tanı konulur. Bazı kalsiyum taşları direk grafilerde de görmek mümkündür. Asemptomatik taşlar da başka amaçlı yapılan ultrasonografilerde tesadüfen bulunabilir. Aşağıda belirtilen akut kolesistit klinik bulguları olmadıkça tanı için başka bir tetkike gerek yoktur. Eğer komplikasyonların oluştuğu düşünülüyorsa bazı kan testlerini yapmak uygundur.

 

Tedavi

 

Semptomatik olan (hastanın şikayetleri varsa) safra kesesi taşları safra kesesinin alınması ile tedavi edilir. Yalnızca safra taşlarının alınması söz konusu değildir, artık safra kesesi taş oluşturmaktadır, bu nedenle safra kesesinin tümünü almak gerekir. Asemptomatik (şikayeti yoksa) olan hastalarda birden çok küçük taş (multipl taş) yoksa ameliyat gerekmez. Multipl taşlarda yine tedavi ameliyattır, çünkü bunlar aşağıda belirtildiği gibi yüksek oranda komplikasyonlara yol açarlar.

 

Safra taşları tedavi edilmezse riskler nelerdir ?

 

Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılmış istatistiklere göre safra taşı hastalıkları, A.B.D.'de yılda yaklaşık 10,000 ölüme yol açmaktadır. Yaklaşık 7000 ölüm, akut pankreatit gibi, akut safra taşı komplikasyonlarına bağlıdır. Yaklaşık 2000-3000 ölüm safra kesesi kanserleri nedeniyle olmaktadır (safra kesesi kanserlerinin yaklaşık %80'i safra taşı ve kronik kolesistit zemininde gelişmektedir). Safra kesesi ameliyatları günümüzde çok sık yapılan ve güvenirliği yüksek ameliyatlar olmakla birlikte, yaklaşık yılda birkaç yüz ölüm de safra kesesi ameliyatlarına bağlı olarak görülmektedir.

 

Safra kesesinde taş oluşması engellenebilir mi ? Korunma yöntemleri var mı ?

 

Yukarıda sayılan risk faktörlerine göre beslenme biçiminin değiştirilmesi, metabolik sendrom ve obezite gibi sorunların düzeltilmesi, hemoglobin yıkımını artıran hastalıkların tedavi edilmesi gibi kişinin elinde olan risk faktörleri engellenebilir. Genetik ve bazı ince barsak hastalıkları gibi elde olmayan nedenlerde safra kesesinde taş olmasını engelleyecek bir yaşam biçimi yoktur.

 

Beslenme şeklimizin safra kesesi taşı oluşmasında rolü var mı ?

 

Yukarıda açıklandığı gibi hiperlipidemi, obezite ve metabolik sendromun safra taşlarıyla ilişkisi olduğu düşünülmektedir. Son zamanlarda nonalkolik steatohepatit (alkolik olmayan yağlı karaciğer) olan hastalarda safra kesesinde taş görülme sıklığının da arttığı bildirilmektedir. Bu nedenle aşırı yağlı yiyeceklerden kaçınmak ve obezite, insülin direnci ve metabolik sendrom tedavilerini yaptırmak ve bu hastalıklar oluşmadan iyi bir yaşam ve beslenme düzeni oluşturmak safra kesesi taşlarının oluşma sıklığını azaltacaktır.

 

Kolesistit nedir ? Nasıl oluşur ?

 

Genellikle safra taşlarıyla safra kesesini ana safra kanalına bağlayan kanalın (sistik kanal) tıkandığı durumlarda safra kesesinin şişmesi ve iltihaplanmasına akut kolesistit denilir.

%90 olguda safra kesesinde taş vardır, diğer bir %10 olguda da taşsız (akalkülöz) kolesistit oluşabilir. Safra kesesi taşları nedeniyle belirtileri olan hastaların yaklaşık yüzde yirmisinde akut kolesistit gelişir. Akut kolesistit, ateşli, bazen sarılık da olabilen, şiddetli bir karın ağrısıyla giden ciddi bir hastalıktır.

 

Akut kolesistit nedenleri ve risk faktörleri nelerdir ? Kimler risk altındadır ?

 

Safra taşları olanlarda akut kolesistit olma olasılığı yaklaşık yüzde yirmidir. Yani safra kesesinde taş olan 100 hastadan 20'sinde 15-20 yıl içinde akut kolesistit gelişir. Akut kolesistit için risk faktörleri safra taşı için risk faktörleriyle aynıdır (kadın cinsi, ilerleyen yaş, obezite, hızlı kilo kaybı gibi). Safra taşı olmadan oluşan akut kolesistitler ise safra akımında azalmaya yol açan yaşlanma, büyük cerrahi girişim, tamamen damardan beslenme (total parenteral nütrisyon) ve uzun süreli açlıklar gibi risk faktörleri olan hastalarda daha sık görülür. Bu taşsız kolesistitlerin bazısında orta ve küçük damarlarda damar hastalıkları olduğu öne sürülmüştür. Diğerlerinde diyabet ve bazı diğer mikrobik (tifo) ve virütik hastalıklar (sitomegalovirüs) altta yatan hastalıklar olarak görülmektedir.

 

Akut Kolesistit belirtileri nelerdir ?

 

Akut kolesistit genellikle biliyer kolik denilen karında üst orta bölmede ya da sağ üst kadranda olan zonklama şeklinde ağrıyla başlar. Daha sonra ağrı şiddetlenir ve hemen her zaman kolik vasfından çıkarak sabit ve derin bir hal alır. Ağrı biliyer kolik ağrısıyla aynı şekilde sırta, sağ kürek kemiği civarına, her iki kürek kemiği arasına ve sağ omuza vurabilir. Bulantı ve kusma görülebilir. Ateş ve hafif sarılık olabilir.

 

Yaşlılarda ve özellikle diyabeti (şeker hastalığı) olan hastalarda akut kolesistit her zaman yukarıda tarif edildiği gibi kendini göstermeyebilir. Ağrı belli belirsiz olabilir, ateş olmayabilir. Karında hafif bir rahatsızlık duyulabilir ve hasta genel olarak düşkün hissedebilir. Bu hastalarda hastalığın ilerlemesi de daha ani olur.

 

Akut Kolesistit komplikasyonları nelerdir ?

 

Akut kolesistit, bazı durumlarda, örneğin safra kanalını tıkayan taşın yer değiştirmesi gibi, kendiliğinden geçse de, genellikle tedavi edilmediğinde safra kesesinde apse,

kangren, delinme ve safranın karın boşluğuna akması, peritonit denilen karın zarı iltihabı ve sepsis denilen mikrobik nedenli kan zehirlenmesi gibi komplikasyonlar oluşur. Yüzde bir olguda amfizematöz kolesistit denilen safra kesesi içinde bakterilerin yol açtığı gaz görülmesine yol açan ciddi bir komplikasyon oluşabilir. Bazen safra kesesindeki bir taş safra kesesi duvarını delerek ana safra kanalına düşerek sarılık ya da pankreatit yapabilir ya da on iki parmak barsağına düşebilir ve ileride safra taşı ileusu denilen barsak tıkanıklığına yol açabilir.

 

Akut Kolesistitte tanı yöntemleri nelerdir ?

 

Tanıda ilk aşama fizik muayene yani doktorun hastanın öyküsünü dinlemesi ve hastayı muayene etmesidir. Muayenede genellikle 380C civarında ateş, taşikardi (nabzın normalden hızlı atması) ve sağ üst kadranda ya da karında orta üst bölgede hassasiyet olur. Bazı olgularda karında sağ üst kadranda safra kesesi hassas olarak ele gelebilir (Murphy bulgusu). % 10-15 olguda hafif ya da orta derecede sarılık olabilir. Yukarıda da değinildiği gibi yaşlı ya da diyabetik hastalarda bu belirtilerin bir kısmı ya da hiç biri bulunmayabilir.

 

Tanı için laboratuvar bulguları ve ultrasonografi genellikle yardımcıdır. Lökositoz (lökositlerin normalden yüksek olması), CRP'nin yükselmesi (C-reaktif protein) gibi akut faz reaktanları denilen akut durumlarda yükselen bazı laboratuvar bulguları tanıya yardımcıdır. Bilirübin (total bilirübin) 2-3 mg/dl'ye kadar yükselebilir. Daha yüksek olduğunda safra kesesinde iltihaba ek olarak safra yollarında da tıkanma olduğu akla gelmelidir. Karaciğer fonksiyon testlerinde (ALT, AST) hafif ve orta derecede yükselme olur (genellikle 300-400 IU'ya kadar). Alkalen fosfataz testi %10-15 olguda yüksek olabilir. Diğer testler genellikle başka tanıları elemek için kullanılır. Bunlar amilaz ve lipaz değerleri (pankreatit araştırmak için), doğurganlık çağındaki kadınlarda hamilelik testi (hamilelik varlığını araştırmak için) ve idrar tahlilidir (idrar yolları iltihapları ve taşlarını elemek için).

 

Radyolojik olarak önerilen tanı yöntemi ultrasonografidir. Ultrasonografi ile safra kesesinde duvar kalınlaşması (3 mm ve daha fazla), safra kesesinin genişlemiş olması (distansiyon) (safra kesesi çapı 5 mm ve daha fazla), safra kesesi etrafında sıvı ve içinde taş görülebilir, ayrıca ultrasonografik Murphy belirtisi (ultrason probunun sağ üst kadrana safra kesesi üzerine bastırıldığında hastanın ağrı hissetmesi) de akut kolesistiti düşündürür. Safra yolu sintigrafisi de alternatif olarak önerilirse de pratikte sık kullanılmamaktadır. Ultrasonografinin duyarlılığı %90-95, özgüllüğü %75-80 civarındadır. Ultrasonografiyle tanıda kuşkular varsa ya da ana safra kanalı ve pankreas hakkında daha detaylı bilgi edinmek gerekirse bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve manyetik rezonans kolanjiopankreatografi (MRKP) gibi ileri tetkikler de yapılabilir.

 

Ayırıcı Tanı

 

Akut kolesistit düşünülen hastalarda ayırıcı tanı olarak şunlar düşünülmelidir:

Gastrit

Mide ya da on iki parmak barsağında ülser

Akut mezenterik iskemi (barsakların beslenmesinin bozulması)

Aort anevrizması

Apandisit

Biliyer kolik

Akut pyelonefrit

Akut pnömoni

Karın ağrısı yapabilecek tüm diğer hastalıklar

 

 

Akut Kolesistit Tedavisi

Akut kolesistit tanısı konulan hastalar genellikle hastaneye yatırılarak tedavi edilirler. Çok hafif olgularda ayaktan antibiyotik ile de geçici olarak tedavi mümkündür. Yatırılan hastaya ağızdan Hiçbir şey verilmez, damardan beslenir. Durumun ağırlığına göre ya kısa bir süre hastanın genel durumu toparlanıp ameliyata alınır ve safra kesesi çıkartılır, ya da hasta Birkaç gün süre ile damardan antibiyotik verilerek tedavi edilir. Hastanın yatırılmasının amacı akut kolesistitin nasıl gelişeceğini kontrol altına almaktır. Durumu daha ağırlaşan hastalar bu sırada herhangi bir zamanda ameliyata alınabilirler. Bazı ciddi akut kolesistit olgularında, hastanın ek hastalıkları çoksa ve genel durumu ameliyata o an için elvermiyorsa, perkütan kolesistostomi denileni ameliyatsız hafif bir anestezi ile karından safra kesesi içine bir kateter konulması işlemi uygulanabilir. Hastalar yatırılarak tedavi edildiklerinde, ya da ayaktan antibiyotik verilenlerde ya Birkaç gün içinde ya da 4-6 hafta sonra safra kesesinin alınması ameliyatı (kolesistektomi) planlanır. Diyabetik hastalar istisna oluşturur çünkü diyabetik hastaların yönetimi farklıdır. Diyabetik hastalarda akut kolesistitin ilerlemesi, abseleşme ve delinme riskleri daha fazladır. Bu nedenle daha erken ameliyat edilmeleri gerekebilir.

 

İleri derece düşkün olan hastalarda perkütan kolesistostomi nihai tedavi olarak da düşünülebilir. Geri kalan hastalarda, eğer kolesistektomi yapılmazsa akut kolesistit halinin tekrarlaması olasılığı %25-30'dur. Her atakta safra kesesi duvarı kalınlaşır, çevre dokularla yapışıklıklar olur ve sonunda yapılacak ameliyat daha zor ve komplike olur.

 

Kronik Kolesistit

Kronik kolesistit hemen her zaman safra taşlarına bağlı olan uzun süreli safra kesesi yangısıdır. Önceden geçirilmiş akut kolesistit atakları da kronik kolesistite neden olur. Safra kesesi taşları ve akut kolesistit semptomlarıyla aynı belirtileri verir. Bunların uzun süreli tekrarlaması kronik kolesistite yol açar. Bazen açık şekilde semptomlar olmayabilir, sağ üst kadranda hafif ve aralıklı ağrı gibi belirtiler de olabilir. Safra kesesinin duvarı kronik iltihap sonucunda kalınlaşır, safra kesesinin kendisi küçülür ve duvarında kalsifikasyonlar (taşlaşmalar) olabilir. Bu taşlaşmalar ileri derecede olduğunda safra kesesi çok sert ve küçülmüş olur ve porselen safra kesesi adı verilir. Porselen safra kesesi olduğunda safra kesesi kanseri olasılığı artar. Tedavi safra kesesinin çıkartılmasıdır. Bu tür hastalarda safra kesesinin ameliyatla alınması teknik olarak daha zordur.

 

KOLESİSTEKTOMİ

 

Laparoskopik Kolesistektomi

Günümüzde kolesistektomi çok ender durumlar dışında laparoskopik olarak yapılmaktadır. Laparoskopik kolesistektomide karında 4 delik oluşturarak önce karın içi gazla şişirilerek, daha sonra da buradan içeri sokulan aletler yardımıyla ameliyat yapılır. Laparoskopik kolesistektomide 2 adet 1 cm uzunluğunda kesi olur; bunlar göbek altında ve epigastriumdadır (orta hatta, göğüs kafesinin altında). İki adet kesi de 0.5 cm uzunluğunda olur, bunlar da sağ üst kadrandadır. Bu kesilerden trokar adı verilen aletler karna yerleştirilir. Bunlardan birinin içinden video kamerası yerleştirilir, diğerlerinin içinden de laparoskopik aletler sokularak ameliyat yapılır. Görüntü monitöre verilerek cerrah da monitöre bakarak ameliyat yapar. Cerrahi teknik ilkeler olarak açık ve kapalı ameliyatta aynı işlemler yapılır. Safra kesesinin kanalına metal klipler (kıskaç) konularak kesilir, safra kesesinin damarı yine metal kliple kliplenerek kesilir ve safra kesesi karaciğer yatağından kontrollü bir şekilde soyularak çıkartılır. Akut kolesistit gibi bazı durumlarda karın içine dren yerleştirilir ve bu dren bir iki gün sonra çekilir. Kanama kontrolü yapılır ve işlem sonlandırılır. Genellikle göbek altındaki kesinin içinden alttaki karın duvarına dikiş konulur, bu işlem buradan oluşabilecek bir fıtıklaşmayı engellemek için yapılır. Daha sonra kesiler dikişli ya da dikişsiz olarak kapatılır. Dış dikiş olabileceği gibi içten görünmeyen dikiş konulabilir, ya da hiç dikiş konulmadan küçük bantlarla yara kenarları bir araya getirilebilir.

 

Tek delikten laparoskopik kolesistektomi (SILS {Single Incision Laparoscopic Surgery}):

Laparoskopik ameliyatlarının büyük bir kısmı artık karındaki tek bir kesiden yapılabilmektedir. Bunun için özel olarak yapılmış aletler gerekmektedir. Laparoskopik kolesistektomide karından 4 adet kesi ile aletler girilerek yapılan ameliyat göbek üstü veya altından tek bir kesi ile yapılmaktadır. Single port (tek delik) safra kesesi ameliyatının avantajı kozmetik olarak karında çok az ya da hiç iz kalmamasıdır. Göbek çevresindeki iz de, göbek dokusu tarafından kendiliğinden gizlenir. Laparoskopik kolesistektomi de de göbek altındaki kesi tek kesili ameliyata göre daha küçüktür ve 2 adet 0.5 cm'lik ve 1 adet 1 cm'lik ek kesi bulunur. Laparoskopik safra kesesi ameliyatı için uygun olan hastaların çoğu tek delikten yapılacak ameliyat için de uygundur. Tek delikten ameliyatı yapabilmek için karın içinde açıları değişen daha komplike aletler gerekmektedir ve bu nedenle daha pahalıdır. Ayrıca cerrahların da bu cihazları kolayca kullanabilmek üzere bu konuda deneyimlerinin olması gerekir. Bu nedenle laparoskopik kolesistektomi kadar yaygın kullanımı henüz yoktur.

 

Açık Kolesistektomi

Kolesistektomiye karar verildikten sonra safra kesesi açık ya da laparoskopik yöntemlerle çıkartılabilir. Genellikle günümüzde yaygın olarak kullanılan yöntem laparoskopik kolesistektomidir. Karın içinde önceden geçirilmiş ameliyatlara bağlı yaygın yapışıklıkları olan hastalarda, akut kolesistit, safra kesesi apsesi, kangren ya da delinme geçiren hastalarda teknik olarak laparoskopik kolesistektomi daha zor olabilir, açık kolesistektomiye geçmek gerekebilir. Bazı durumda cerrah bu riskleri göz önüne alarak direk açık kolesistektomi ile ameliyata başlayabilir. Hastanın ileri derece akciğer ya da kalp hastalığı olması gibi bazı durumlarda da, gazla karın şişirilmesi riskli olabileceğinden açık kolesistektomi yapmak gerekebilir.

 

Laparoskopik ya da açık safra kesesi ameliyatlarından sonra görülen komplikasyonlar

Komplikasyonlar,

1. Anestezi ile ilgili komplikasyonlar

2. Genel olarak ameliyatların komplikasyonları

3. Safra kesesinin alınması sırasında olabilecek komplikasyonlar

4. Safra kanalında taş kalması gibi safra kesesi alındıktan sonra görülen komplikasyonlar şeklinde sınıflandırılabilir.

 

1. Anestezi ile ilgili komplikasyonlar

Anestezi komplikasyonları hastanın yaşına ve diyabet, kalp hastalığı gibi, bulunan ek hastalıklarına göre farklılıklar gösterebilir.

 

2. Genel olarak ameliyatların komplikasyonları

-Ameliyat yerinde iltihaplanma, kanama veya sıvı toplanması gelişebilir

-Kullanılan ameliyat malzemeleri , protezler ve ilaçlara karşı alerji gelişebilir

-Yara yerindeki iltihap kana karışabilir, bu durum hayatı tehdit edebilir, ek tedaviler ve girişimler gerekebilir.

-Yara iyileşmesi kalın, kırmızı ve koyu renkle ağrılı ve hoş olmayan bir nedbe dokusu oluşturabilir.

-Akciğerlerin bir kısmı sönebilir. Bu durum solunum sıkıntısı ve enfeksiyona yol açarak ayrıca tedavi gerektirebilir. Mide içeriği akciğere kaçabilir. Bu da enfeksiyona neden olabilir

-Bacak ve/veya karın içi toplardamarlarda pıhtı oluşabilir. Ender olarak bu pıhtının koparak akciğer damarını tıkaması sonucu ölüme de sebep olabilecek ağır dolaşım ve solunum problemleri meydana gelebilir.

-Kalp ritminde bozukluklar, kalp yetmezliği, kalp krizi, kalp durması gelişebilir.

-Beyin hasarı, herhangi bir organın veya uzvun fonksiyon kaybı, felç gelişebilir.

-İdrar miktarında azalma ve böbrek yetmezliği gelişebilir.

-Ani tükürük bezi iltihabı gelişebilir.

-Ölüm olabilir.

 

3. Safra kesesinin alınması sırasında olabilecek komplikasyonlar

-Laparoskopik (kapalı) ameliyattan açık ameliyata geçmek gerekebilir.

- Akut kolesistitlerde veya daha önceden geçirilmiş safra kesesi iltihaplarında veya anatomik zorluk ya da başka nedenle laparoskopik (kapalı) ameliyat mümkün olmayabilir.

- Laparoskopik aletler yerleştirilirken organ ve damar yaralanmaları olabilir.

- Karın boşluğuna karbondioksit gazı verilmesi nedeniyle dolaşım ve solunum sistemleri etkilenebilir.

- Kanama olabilir.

- Karın içinde büyük ya da küçük damar yaralanmaları olabilir. Damar yaralanmasına bağlı ameliyat esnasında, hemen sonrasında veya daha sonra birkaç gün içinde kanamalar olabilir. Kan verilmesi (transfüzyonu) gerekebilir.

- Safra kesesi, safra kanalları yaralanmaları ve safra kaçağı olabilir.

- Karaciğerden ve safra yatağından safra sızabilir. Ana safra kanalı veya başka bir safra kanalı yaralanabilir veya bağlanmış olabilir. Sarılık oluşabilir. Bunlar, açık ameliyatı veya tekrar ameliyatı/ameliyatlar yapılmasını gerektirebilir.

- Karaciğer, pankreas ve etraf organlar veya karın içinde herhangi bir organ, damar, ya da organ veya damar yolu yaralanabilir.

- Ameliyat sırasında karın gazla şişirildiğinden ameliyattan sonra karında şişlik ve omuz ağrısı olabilir.

- Karın içi yapışıklıklar ve bantlar oluşabilir.

- Ameliyat noktalarında fıtıklar oluşabilir.

 

4. Safra kanalında taş kalması gibi safra kesesi alındıktan sonra görülen komplikasyonlar

- Geç dönemlerde safra yolu darlıkları oluşabilir. Ek girişim ve ameliyatlar gerekebilir.

- Geride kalan safra taşları: Ameliyat sonrası safra kanallarında fark edilmeyen taşlar kalabilir. Bunlar karın ağrısı, ateş, safra kanallarında tıkanık, sarılık ve pankreas iltihabına yol açabilir. Tekrar ameliyat veya başka girişimler gerekebilir. Ameliyattan önce safra yollarında taş varlığından kuşkulanılan durumlarda bilirübin, alkalen fosfataz gibi laboratuvar değerlerinin yanında MRKP (manyetik rezonans kolanjiopankreatografi) ya da ERCP (endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi) denilen endoskopi ve görüntüleme yöntemleri uygulanabilir. Bunlar ameliyattan önce fark edilmediyse, aynı tetkikler ameliyattan sonra da yapılabilir. ERCP hem tanıda yardımcıdır, hem de işlem sırasında sfinkterotomi yapılarak ana safra kanalında bulunan taşların tedavisi de sağlanmış olur.

- Az sayıda hastada ameliyattan önceki şikayetler ameliyattan sonra da devam edebilir. Bunlar gastrit gibi başka patolojilere bağlı olabilir.

-Safranın safra kesesinde depolanmadan sürekli ana safra kanalına ve oradan da on iki parmak barsağına akması sonucu gastrit oluşabilir. Ancak, iltihaplı safra kesesi olan hastaların sırf bu nedenle ameliyattan kaçınmaları uygun değildir, çünkü kolesistit olan hastalarda zaten safra boşalmasında bozukluk bulunmaktadır.

 

Prof.Dr.Gülüm ALTACA

Genel Cerrahi Uzmanı

30/10/2013

 

Bu yazının ve görsellerinin tüm yayın hakları KolayDoktor.com'a aittir. Hiçbir şekilde kopyalanamaz. İzinsiz olarak başka yerde yayınlanamaz. Kopyalanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Pinterest Google+ Paylaş Twitter Facebook Yazdır


>>
1
<<




Reklamlar